Yazı kategorisi: Genel

Bir Not, Bugüne, Yarına, Usulcacık: Piraye Hanım’ın Sürprizi

Yaşlanmak, otuzların ikinci yarısında benim en büyük kaygı alanlarımdan birine dönüştü. Hayattan beklentiler üzerine konuşulurken yardımsız yaşlanabilmeyi ilk sıralara yerleştirdiğimi, benim yaşımın bunları düşünmek için çok genç olduğu yönündeki eleştiriler sayesinde fark ettim. Fark ettim etmesine ama kaygımda pek de azalma olmadı, nasıl birine dönüşeceğimi hâlâ çok merak ediyorum, kedileri köpekleri beslemek, bulut izlemek için sokaklarda gezinebilecek miyim acaba?

Sanırım yaşlılık ile kaygım arasındaki bağın sebebi, hafızam. Benim çocukluğum yaşlılar arasında geçti ve büyüdüğüm evlerde yaşlanmak koltuğa mıhlanmak demekti biraz da, kendini düşünme çağlarının geçmesi, gençlerin hayatını yoluna koyuşunu izleme mesaisi ve bitimsiz bir sıkılma hâli. Birlikte çay içip kederlenen, sürekli ağrılar ve ölümden bahseden, nadiren mutlu olan yaşlı kadınlar hatırlıyorum. Aynı evlerde okuduğum kitaplarda ise yaşlı kadınlık, koltuğunda oturup örgü örmek, gözlüğünün üstünden bakıp gülümsemek ve arada bir öğüt vermekti. Kitaplardaki yaşlı kadınlar adandığı hayatların vardığı yerden hoşnuttu, gülümsüyorlardı koltuklarında, kitaplardan kafamı kaldırıp baktığım kadınların yüzleri pek de gülmüyordu ama, aileye adanmış hayatları ortaktı. Ve koltuklar! Onlar her yerdeydi, kitaba baksam orada, dönüp salona gelsem, yine karşımda. Sanki yaşlı kadınlar takvimde bir tuşa basıyordu ve hoop çakılıveriyorlardı koltuklarına. Peki hayatını aileye adamayı reddetmiş ve bulut izlemeyi seven kadınlar nasıl ve nerede yaşlanacaktı?

Cevabı bugünde arıyoruz elbet. Kitaplarımızdan kaldırdığımızda kafamızı, koltuğa oturmamak için çabalayan yaşlı kadınlarla karşılaşıyoruz artık, üstelik memleketimizin yaşlılık algısına rağmen, direnerek yapıyorlar bunu, fakat kafamızı eğip kitaplara döndüğümüzde… Toplumsal cinsiyet, çocukluk, hayvan hakları gibi pek çok konuda muazzam yol alınmış olmasına karşın, çocuk kitaplarında yaşlılığın temelde kalıplardan uzaklaşamadığına değinmiştim yakın zamanda, hayatı kendisine ait yaşlı bir kadının, Yıldız Hanım’ın balonla seyahatinden söz ederken:

“Yaşlılar, hayat bilgisi kitaplarımızdan üç beş adım uzaklaşabildiler. Hâlâ aynı koltuklardalar, hâlâ çocuklara yetişkin olmaya dair öğütler veriyorlar, hâlâ hayatlarının biricik anlamı düzeniyle ışıldayan evlerin sakinlerini huzurlu gülümsemelerle izlemek sanki… Hah, bir de teknolojik gelişmeler hayatımızın her anını zapt ederken yeni çağa ayak uyduramayışları, bilemeyişleri, hatta kimi kitaplardaki temsilleriyle adlı adınca cehaletleriyle işleri birbirine katıp diğer kahramanları güldürmekle meşgul gibiler.”

Koltuklar ve huzurlu gülümsemeler… Ama umut bitmez. Koşturarak yürüdüğünüz bir sokakta, usulcacık geçer yanınızdan bir kadın, bir yere yetişmeye çalıştığı bellidir, kafası sanki biraz karışık, bakışları telaşlı ama dingin adımları… Merhaba Piraye Hanım!

Okuru Piraye Hanım’ı ilk kez ayna karşısında hazırlanırken görüyor, kapaktaki koltukta oturmayacağı belli. Derli toplu yatağının üzerinde kedisi, duvardaki çerçevelerde tanıdık yüzleri. Piraye Hanım özenli, belli ki o gün diğerlerinden farklı. Kapının yanındaki askıda bir defteri var, defterinde notları, belli ki bazı şeyleri unutuyor Piraye Hanım, belli ki gün bu açıdan diğerlerinin tekrarı. Karlı günde sokakları ve tanıdık yüzleri anımsamada zorlanarak ilerliyor Piraye Hanım. O sabahtan önce halletmesi gereken bazı işleri de atladığına şahitlik ediyoruz, belli ki onun için bu durum ‘hafif bir unutkanlık’tan fazlası. İlk birkaç sayfadan sonra Piraye Hanım hakkında bildiklerimizi yokluyoruz: Yalnız, sağlığı biraz kötülemiş ve sokakta. Hayatı koltuğundan izlemiyor, çocuklara öğüt verip gülümsemiyor, hastalıklar onu kapıların ardına saklayamıyor; Piraye Hanım yaşıyor!

Halletmesi gereken işleri yoluna koyarken insanları izliyor, hayvanları seviyor, özenle hazırlandığı âna, sürprizine dair planlar kurmaya devam ediyor. Zihni bazen karışsa da biliyoruz ki yüreği tıkır tıkır işliyor Piraye Hanım’ın hem de yaşamaktan yana. Sabah ayrılmak zorunda kaldığı Antikacı Aziz Bey’in dükkânına uğuyor önce, sonra veznedar Aliye Hanım’dan işittiği bir başka dükkâna, sürprizini taçlandırmak için… Gün ilerleyip elleri paketlerle doldukça sabahki hâlinden daha heyecanlı Piraye Hanım, sabahki hâlinden daha özenli. Onunla birlikte dükkân dükkân gezen, sokakları arşınlayan okuru, paketlerin içindekileri bilip tanıdığından heyecanına ortak oluyor sayfalar ilerledikçe. Kimin kapısını çalacak Piraye Hanım? Kim çalacak Piraye Hanım’ın kapısını? Kime iyi dileklerde bulunulacak? Öyle ya sürprizler sevdiklerimiz için hazırlanır…

Piraye Hanım’ın sürprizi de çok sevdiği biri için elbet. Okuru belki erken yaşlarında değil ama sonraları kavrayacak Piraye Hanım’ın ne güç bir iş yaptığını. Hayat muhasebesi genellikle eksileri toplamaya meylettiğinden yaş aldıkça kendini sevmenin güç iş olduğunu, güç değilse de bizimki gibi toplumlarda yakışıksız olduğunu, varlığını büyüklere saygı çerçevesine oturtmadan yeşertmenin zorluğunu… Hele bunların hepsini yalnız bir kadın olarak yapmanın ne çok cesaret istediğini. Siz var olun Piraye Hanım, doğum gününüz kutlu olsun, çok yaşayın!

Koltuğunda yaşlanmamanın işe yararlıkla, uğraşlarla eşitlendiği anlayışlara karşı olanca dinginliğinizle yanıt verdiğiniz, size sürpriz hazırlayacaklar olmadığı için kederlenmediğiniz, kendinizi böyle güzel sevmeyi fısıldadığınız, hafızanız sizi bazen zorlasa da sokaklarda adımladığınız, hayatta kalmakla yaşamak arasındaki farkı mumlarla işaretlediğiniz, neşenin bazen bir köpeğin silkeldiği kar tanelerinin yakamıza ilişmesinden ibaret olduğunu gösterdiğiniz için… Çok yaşayın. Yaşayın ve çoğalın ki, hayatının biricik sahibi olan yaşlı kadın karakterlerle daha çok kesişsin yollarımız, zorlu hastalıkları insan öyküleri içinde tanımayı öğrenelim. Çocuklar için kendilerinden çook uzaktaki çağları tanımak insanın öyküsünü anlamak demek biraz da, ama çocuk kitaplarında yaşlı kadınlık ömürlerini çocuklarına torunlarına adamanın huzurunda, yaşlı erkeklik ise öğüt veren bilgelikle sebepsiz aksilik arasında sıkışmasında temsil ediliyor genellikle. Bu kalıpları kıran, kendisini seven, kendisi için yaşayan, hayattan yana olmayı terk etmeyen karakterlerle çocukluk çağında karşılaşmak çok değerli, hem insan hayatının evrelerini yaygın kabullerle kavramamak hem de ilerleyen yaşları üzerine düşünebilmek için. Öyleyse bir kez daha tekrar edeyim, siz çok yaşayın Piraye Hanım.

Piraye Hanım’ın öyküsü, çerçevelerin, çaydanlıkların dile geldiği şahane bir kolaj çalışması. Renkler Piraye Hanım’ın kendisi gibi dingin, tüm detaylar onu tanımaya, dünyasına konuk olmaya yetecek ölçüde sanki, okurunu detaylar arasında koşturmuyor metin. Nesneler sıklıkla gerçek görüntüleriyle dâhil oluyorlar görsellere. Çocuklar için bilip tanıdığı nesneleri kolaj içinde görmek, çalışmaları daha da dikkat çekici hâle getirecektir sanırım. Bir yetişkin olarak bende uyandırdığı duygu ise bambaşka. Lisede cânım resim öğretmenim Sinan Hoca’nın yüreklendirmesiyle başladığım, sonraki yıllarda uzun molalarla bir dargın bir barışık sürdürdüğüm kolaj denemelerine devam etme hevesi verdi bana Piraye Hanım, bu yüzden de tanıştığımız için çok, çok mutluyum.

Piraye Hanım’ın Sürprizi, Elif Onat tarafından yazılıp resimlenmiş ve Nesin Yayınevi tarafından yayımlanıyor.

Bitirirken Elif Onat’a beni ilk kitabının heyecanına ortak ettiği, duygularını olanca mütevazılığıyla paylaştığı için kocaman bir teşekkür etmek isterim. Üretimin görünür olmasının insanla teması, sesin sese değmesini gereksiz kıldığı düşünülen çağda tavrı ilaç gibi geldi bana. İyi ki varsınız, üretiyorsunuz Elif Onat.

Yorum bırakın