Jakob gözlüklü, çilli, biraz da sıska bir oğlan. Ve onu ilk kez, kulağına dayadığı deniz kabuğundan ses gelmeyişine söylenip dururken görüyoruz. Azıcık bilge duruşlu, azıcık da şaşkın bakışlı. Görseniz siz de anlarsınız, Jakob’un başına gelmesi çok muhtelemen bir derdi aynadaki aksinde taşıdığını. Doğru, onu görmeden söylediklerim anlam kazanmadı zihninizde. Biraz daha anlatayım öyleyse onu size…
Okumaya devam et ““Tek Yapman Gereken Onu Kulağına Dayamak Evlat”: Jakob’un Deniz Kabuğu”Etiket: bu kitabı çok sevdim
Çocuklarını Bulacak Bulutlar Ülkesi: Yeryüzü Güvercinleri
“O sabah Feramuş Dede’nin sesi gelmedi yan bahçeden. ‘Şekerlerimi almak isteyen yok mu?’ sorusunu sormadı kimse.” Bu cümleyle başlıyor Yeryüzü Güvercinleri, her sabah günlerinin “şeker gibi parlak” geçmesini dileyen neşe yoldaşı bir yaşlı komşuyu -nicesiyle birlikte- yitirdiğini bilen Leyla’nın yasıyla. Ve Leyla biliyor ki, Feramuş Dede ne ilk ne de son. Ölümün hanelere takvimle gelmediği, kapıyı usulca çalmadığı bir ülkede doğduğunun bilincinde.
Okumaya devam et “Çocuklarını Bulacak Bulutlar Ülkesi: Yeryüzü Güvercinleri”Yolumuz Uzun, Tarihimiz Eşitsiz, İnadımız Pek: Atta Taş Devri’nin Asi Kızı
Okurun hafızasına yolculuğun önemli duraklarından bir cümle, bir nesne, bir sahne bırakan kitaplarla bağım daha güçlü. Kahramanın yolculuğunu eksiksiz ve birlikte -bazen o olarak- tamamlamış olmanın mükâfatlarını taşımaktan fazlası söylemek istediğim. Okurun yolunu birikimle değil, anda dönüştürmek belki… Atta’nın yolculuğundan çok söz kaldı bana ama en önemlisi bir soru: neden?
Okumaya devam et “Yolumuz Uzun, Tarihimiz Eşitsiz, İnadımız Pek: Atta Taş Devri’nin Asi Kızı”Gri Göğün Altında Bir Ormandır Dehlizim: Esrarengiz Şehir Asansörleri
Göğü delen apartmanlardan çıkan çocukların uzaklardaki gri duvarlı okullarına giderken servis camından gördükleri şeyleri şehir sandığı öykülere ilk anda kapılıyorum. O şeyler kentleşme politikalarından eğitimin dönüşümüne, çocukluğun hapsedildiği fanuslardan çevre kirliliğine dek birer tartışma konusu aslında ve bu tartışmalar gün ışığında sürer gibi geliyor bana, eleştirinin tonu da yüksek perdeli…
Okumaya devam et “Gri Göğün Altında Bir Ormandır Dehlizim: Esrarengiz Şehir Asansörleri”Kehanete Göre Bir Gün Yine Sana Döneceğim: Efsaneler Kenti İstanbul
Benim İstanbul’umdan söz etmek için fırsat kolluyor gibi hissediyorum bazen. Kente köşesinden bucağından değen bir kitap dahi olsa elimdeki, bazen ne kadar özlediğimi hatta -aynı ülkede değilmişim gibi- özlemden burnumun direğinin sızladığını bazen ayrıldığım için çok mutlu olduğumu ve asla dönmeyi düşünmediğimi; İstanbul’a duyduğum gelgitli tutkuyu anlatıyorum kitabın sözüne başlamadan önce.
Okumaya devam et “Kehanete Göre Bir Gün Yine Sana Döneceğim: Efsaneler Kenti İstanbul”