Sayılarla aram pek hoş değildir. Bunu bilmek için yakınım olmaya da gerek yoktur üstelik, birden fazla sebze aldığım pazar tezgâhlarının müşterileri şahidimdir. Telefon numaralarını ezberleyemem. Dijital saat ekranında gördüğümü telaffuz ederken hata yapmadığım nadirdir, saati soranı da pişman ederim çoğu zaman.
Ebeveynim tüm market alışverişi takır takır zihinden hesaplayabilirken ben tek üründe almam gereken para üstünü hesaplayamama kaygısıyla hep kart kullanırım (zaten hâlâ liraya milyon diyen bir dinozorum. ) Bu özelliğim tanılar çağından eli boş dönmedi elbette ama henüz ikna olmadım çünkü diskalkulim yok, sadece sayılara ve matematiğe mesafem var bence.

Bana hiç benzemeyen insanlar da var tabii, sayıların zihninde büyük yer tuttuğu, onlarla düşünmeyi, hatırlamayı seven… Mesela Uli. Uli taşınacağı evin binadaki konumunu, cephedeki pencereleri alttan üste ve sağdan sola doğru sayarak kavrar. Evden okula kaç adımda vardığını sayar, girişten dairelerine kaç merdivenle çıkıldığını bilir, hafızasındaki mekânları kapı numaralarıyla anımsar. Yeni evden ekşi şeylerin satıldığı büfeye gitmek için tam 651 adım atmak gerekir örneğin; dondurmacının uzaklığı 1978, havuzunki ise 4029 adımdır. Yer yön konusunda durumu pek parlak olmasa da “hesaplama konusunda epey iyi”dir. Tek meziyeti bu sanmayın ama Uli madalyaları olan bir yüzücü aynı zamanda.


Yukarıdaki paragrafta bahsi geçen ev, Uli ve ailesinin yeni evi. Babasının işi nedeniyle başka bir şehre taşındılar. Ev, okul değişikliği, büyükanne ve büyükbabadan uzakta olmak gibi hacimli değişiklikler içindeyken Uli’nin keyfi pek de yerinde değil doğal olarak. Neyse ki etrafta sayılırken ferahlayacak çok şey var; zil, kapı, balkon… Bir de insanları bulundukları yeri sevmeye yüreklendiren yeşil, geniş bahçeler var tabii, o bahçelerde tanışılan yeni arkadaşların yarattığı heyecanın tadı da bambaşka elbet. Neşeli ikizler Niki ve Petra (kendi telaffuzuyla da analım onu: Fetra), Uli’nin dünyasında hızlıca giriyor. Onlarla yaptığı mahalle turlarından sonra yeni eve alışma fikrinin sandığı kadar ürkütücü olmadığını da anlıyor Uli. Yeni dönemde sınıf arkadaşı da olacağı bu ikizlerle her şey daha kolay görünüyor sanki.
Görünüyordu yani, yaz tatili bitip okul başlayana kadar… P(F)etra ve Niki eskiden beri alışmış oldukları sınıf düzenine karışıp Uli bir başına kapı önünde dikili kaldığında başlıyor kitabın öyküsü de. Sınıftaki ilk gününde heyecanı arttıkça artıyor Uli’nin ve tahta önünde kendini tanıtması gerektiğinde heyecandan kekeleyip bir takım sesler çıkarınca başlıyor gülüşmeler, taklitler, zorbalıklar. Onlu yaşlarında benzer şeyler yaşayanlar bilir ki, o an öylece gelip geçmez. Uli yerine oturunca gün kaldığı yerden devam etmez. O an, o taklitler, o hırçın gülüşler, sınıfın meşhur zorbasından hediye yeni isimde sabitlenir ve yapıştırıcısı çok kaliteli bir etiket olarak ilişir hedefinin alnına. Kimliğinde Ulrich, kendi talebiyle Uli, yeni sınıfında ise Puhu’dur artık kahramanımız!


Aradan geçen günlerde onlarca şey olur. Sınıf arkadaşları tahtaya kalkar, futbol oynar, havuza gider. Uli sayar, salondan odaya, sınıftan tuvalete, evden okula kaç adım attığını. Öğretmen soru sorar, annesi kapıyı çalar, bir markette sebzeler dizilir, bir yerlerde uçaklar havalanır belki. Uli sayar, arkadaşları sınıftan kaç dakikada çıkar, öğretmen bir soruyu kaç dakika sorar, hafta sonunda Uli olarak kaç dakikası var? Ve elbette, yaşadığı onca huzursuzluğa karşın bir dolu iyi şey de olur. Hayat bazen bir çıkmazın içinde hissettirecek gibi duruverir, kabul ama akmak için biraz yüreklendirilmeye ihtiyacı olmadığını kim söyleyebilir? Bazen de hayatı akıtan biz oluruz, yalnızca başımızı kaldırıp iyi olana bakmaya başlayarak hem de. Ve yalnızca yeni bir arkadaştan gelen “merhaba” ile olur bu bazen. Yani, bir olmayabilir tabi… Arkadaş sayısı yani… O da Uli’nin sırrı işte!
Görünmez Uli’yi anlatmak için birkaç kelimem olsaydı ona dönem romanı derdim. Hayır, bildiğimiz anlamıyla değil elbette. Çocukluğu arkada bırakmanın sancılı dönemi, bilip tanıdığın hayata veda dönemi, güvende hissettiğin alanlara veda dönemi, alışmanın verdiği ince neşelerin dönemi, zorbalıkla tanışma ve karşısında yetersiz hissetme dönemi, yeni şehirlerle tanışma dönemi, yeni arkadaşlar edinmenin verdiği kaygının dönemi, yeni olana asla alışamayacağını düşünmenin hissettirdiği kasvetin dönemi, bir umuda tutunup çıkmaza veda etmenin dönemi… Uli’nin kısa zamanda yaşadığı tüm hacimli dönemlere işaret etmek için kullanırdım bu ifadeyi; insan hayatını düşününce hayli sıradan görünen ama bir çocuğun dünyasında her biri çok sıradışı, çok zorlu olan dönemleri. Büyümenin gerçeğine neşesini de yitirmeden bakan bir kitap derdim onun için.


Uli ile ben hesap kitap işlerinde çok ayrıyız birbirimizden ama yeterince iyi olma kaygısını omzumuzdan eksik etmeyişte, hep eksik hissettirildiğimiz yönler üzerine çok düşünüp iyi olduğumuz yönleri görmezden gelmede aynıyız neredeyse. Ve yalnız da değiliz bu benzerlikte, bir dolu insan bizimle aynı yerde, bu kitap hepimizin öyküsü bu yüzden bence. Akran zorbalığıyla, yalnızlıkla, anlaşılmaya ve kendini doğru anlatmaya çalışan bir çocuğun, onlu yaşların başındaki Uli’nin kendisine daha az gülünmesi için zorbalarla birlikte gülmeye çalışmasındaki bulantıyı, yeni yerinde yere göğe sığamayıp tanıyıp bildiği elleri, evleri özlemeyi, kaygının bizi en iyi bildiklerimizden dahi şüphe ettirdiği açmazları, zorbalık ve yalnızlık yüzünden adlı adınca işe yaramaz hissetmeyi bilenler okusun Uli’nin öyküsünü, yeniden gülümsemek, görünür olmak ve hayata karışmanın yollarını ondan dinlesinler. Ve bir çocuğun dünyasındaki büyük değişimleri dünyanın en sıradan şeyiymişcesine göğüslemesini bekleyen ana babalar, yeni olana alışmak sakız çiğnemek gibi basitçe olur sanan arkadaşlar, başkalarıyla dalga geçmenin kendisini güçlü kıldığını sanan aslında çok kırılgan zorbalar, sınıfındaki sessiz çocuğun sesini duymak için yeterince çabalamayan öğretmenler de elbette. Görünmez Uli’nin tüm okurlarına armağan edecek bir fısıltısı var.
Büyük değişimlerin yarattığı kaygıyı, yalnızlık, zorbalık ve nihayet görünmez hissetme gibi zorlu meseleleri gülümseyişin az ötede olduğunu hissettirerek anlatan, neşeli üsluplara hayranım.
Görünmez Uli, Astrid Frank tarafından yazılıp Regina Kehn tarafından resimlenmiş. Semra Pelek’in çevirisiyle Kırmızı Kedi Çocuk tarafından yayımlanıyor.