Yazı kategorisi: Okul Dönemi - 7+

Gri Göğün Altında Bir Ormandır Dehlizim: Esrarengiz Şehir Asansörleri

Göğü delen apartmanlardan çıkan çocukların uzaklardaki gri duvarlı okullarına giderken servis camından gördükleri şeyleri şehir sandığı öykülere ilk anda kapılıyorum. O şeyler kentleşme politikalarından eğitimin dönüşümüne, çocukluğun hapsedildiği fanuslardan çevre kirliliğine dek birer tartışma konusu aslında ve bu tartışmalar gün ışığında sürer gibi geliyor bana, eleştirinin tonu da yüksek perdeli…

Olması düşünülen/umulan ve sıklıkla olan da bu zaten, oysa oralarda başka bir şey var bence: dehlizimiz. Zihnimiz -doğal ki- dehliz ile gizemi eşleştirmeyi pek seviyor ama her zaman bir gizemin, sırrın, kehanetin peşinden gitmesi gerekmiyor bu öykülerin bana kalırsa. Üzerinde konuşulmasını istediği konulara biçtiği paydan hiç de uzaklaşmadan gizemi kendisi kuruyor zaten metin. Nasıl dönüştüğümüzü, nereye hapsolduğumuzu, neyle yetinmeye mahkûm edildiğimizi görmek, kendi yolunu arayan çocuk kahraman için hacimli bir dehliz açıyor çatıda. Yetişkinliğin sınırsızca düşünebilme becerisinden yoksun kalmakla tescillendiği çağda, yaşımız dehlize nasıl gireceğimizi de fısıldıyor. Etrafa dikkatle, heyecanla bakarak yolunu arayan hür hayal gücü, yitirdiğinin bilincinde ve ondan büsbütün ayrılmayı reddeden, duvarları biraz da hüzünle süzen hayal gücü sever ve o dehlizden içeri asla giremeyecek olan hayali budanmış -vardığı yer onun suçu değilse de onu ardımızda bırakacağız-. Katlarının ne kadar aydınlık olduğunu en iyi asansörlerin bildiği o yüksek yüksek binaların birinde yaşayan bir çocukla tanıştıysam kitabın ilk sayfalarında, değmeyin keyfime. Öykünün atmosferinin nasıl kurulduğuna dair merakımla iştahlı bir kedi olurum aniden. 

Fûl de bu yüksek apartmanlardan birinde oturuyordu tanıştığımızda. Ama öyküsünün yukarıda söz ettiğim dehlizlerden birinde geçmeyeceğini anlamak için havadaki gri dumanları koklamak yeterliydi. Yok, parlak camlardan peyzajlı bahçelerin görüldüğü, sakinlerinin konuşan cetveller gibi yaşadığı, çevresindeki zamanın hep tıkır tıkır aktığı apartmanlardan değildi onlarınki. Binanın bittiği yerde başlar görünen gökyüzündeki gri dumanlar da onlara aitti, parlak binaların kusursuz manzaralarına engel olunamaz biçimde sızanlar gibi belli belirsiz değillerdi. Belli ki Fûl’ün dehlizinin kapısı da özenle işlenmiş sırça fanusunu kırmaya niyetlenince açılmayacak, içinden çocukluğun kalıba sığmadığını fısıldayan gökkuşaklı masallar çıkmayacaktı. Evet, onun apartmanı da yüksekti yüksek olmasına ama ucu atölyelere açılan sokakları dardı, pencereleri panjurlu, az ötedeki derelerden gelen kurbağa sesleri… Hayale konum verilmez elbette -belki haksızlıktır da hatta- ama İstanbul’un çeperinde, her biri yeni birer şehir olan semtleri düşünmeden edemedim bu apartmanı karşı kaldırımdan izledikçe: kent hakkından uzaktaki yoksulluğu dev gölgeleriyle örtmeye çalışan bloklardan biri. Ama metin Delal Arya evreninde olduğumu her satırda fısıldadı bana, gerçeğin haritasını kurgu mekânına işleme hevesime hemen son verip kahramanın peşi sıra süzüldüm apartman kapısından içeri. Dışarıdaki manzaraya tezat bir asansör karşıladı beni, şaşkınlıkla bir ıslık çaldım, Fûl hemen önümdeydi oysa, neyse ki fark etmedi beni… 

Bu bloklarda hep çalışan, çok çalışan, neredeyse çocuklarının yüzünü göremeyen anne babalar ile tek çocukları yaşıyor genellikle. Çocuklar büyüdükçe kendilerine yetmeyi, işlerini görmeyi öğreniyorlar; göğü delen apartmanlarda hayat dersleri yaşamak için çok çalışmak gerektiğiyle ediniliyor. Ama bir yerde çocuk varsa manzara büsbütün karanlık olamaz, bilirsiniz. Fûl’ün bazen kendi kendine bazen komşu çocuklarıyla kurduğu oyunlar çok renkli. Düşündüm de çok zilden sonrasına saklanmalı belki de çünkü onun hikâyesi asıl 22. katta yaşayan Kâmuran’ın çat kapı gelişiyle sapıyor başka bir sokağa. Bu oğlan kayıp papağanını arıyor, Fûl de ona eşlik etmeye karar veriyor ve İte’nin ötüşlerini dinleyip iz sürüyorlar. Sesler 21. kattan geliyor! Ah, sahi size 21. kat hakkında asansörde işittiklerimi söylemeyi unuttum sanırım, bina sakinleri 2 ve 1’i yan yana görünce dahi irkiliyor. Öyle ki Fûl “21. kata çıkan çocuklar geri gelmez diyor apartmandaki nineler. Orası çocukları yutar!” diyor Kâmuran’a dehşet içinde. Onun elinde ise bir kitapçık, adı Esrarengiz ve Egzotik Şehir Asansörleri Kullanım Kılavuzu. Ne dersiniz çocuklar cesaret edebilecekler mi o kata çıkmaya? İte neler yapıyor orada? Duvarlar taşıdıkları izlerden başkasını da anlatabilir mi? Bazı dehlizlerde çiçekler açar mı?

Çocuk kitapları hakkında konuştuğum herkesin iyi bildiği gibi Delal Arya evrenlerine hayranım. Pera Günlükleri’nin kaç kez okudum, Ran ve Lusin Eltanin’in peşi sıra İstanbul’u kaç kez turladım, kentin tarihinde kaç sayfa çevirdim onlarla, özlemime ortak oluşlarına kaç kez şükran duydum, hatırlamıyorum. İlk tanışmamızın üzerinden yıllar geçtikten sonra kavuşmak için yeni araçlar geliştirdim hem, çok sıkıştığımı hissettiğim anlarda maceralarını dinliyorum. Nerede olduğumun önemi yok, onların da İstanbul’un hangi geçitlerinde kent muhafızlığı ettiğinin bir önemi yok, tuşa basıyorum ve hoop Pera’dayım işte, bazen otelde çatı katı turundayım bazen buz tutmuş Haliç’e kaygıyla bakıyorum. Yedi Denizlerde kaç kürek çektiğim de belirsiz. Kehanetler, söylenceler, tarih, coğrafya, arkeoloji, mitoloji, edebiyat… Kurmaca evrenler inşa etmek için verilen emek, özen, saygı, sadakat her seferinde büyülüyor beni. Ne mutlu ki çok kalabalığız bu büyülenişte! Belki bu yüzden Esrarengiz Şehir Asansörleri hakkında kelimem az. Bir çiçek adıyla Uzakdoğu’da, bir şifre peşinde parkelerin arasında gezinmeye başladığınız, her bir kahramanı hangi durumlara nasıl tepkiler vereceğini tahmin edecek kadar yakından tanıdığınız ve yoldaşı olmak için can attığınız; dehlizin anlamları üzerine yeniden düşündüğünüz, gri kapıların ardına bakmanın hayal gücünün cesaretinde saklı olduğunu keşfettiğiniz  -yine, yeniden- bir Delal Arya öyküsü demekle yetineceğim.  

Öyküye çizgide can veren Onur Gülfidan ile -nasıl bu kadar geç olduğunu anlayamasam da- ilk tanışmam. Kentin en karanlık, Fûl’ün en uçarı hallerini izlerken bolca hayıflandım çizgileriyle bu kadar geç tanıştığım için. Gülfidan’ın çizgileri okuruna kılavuzluk da ediyor çünkü Esrarengiz Şehir Asansörleri bilip tanıdığımız kitap formunda değil, yayınevinin Büyüyen Kitaplar serisinden. Görsellerde kitabın aldığı farklı boyutları paylaşmaya çabaladım sizlerle. Özellikle macera sever okurlar için çok keyifli bir okuma deneyimi olacaktır bence.  

Esrarengiz Şehir Asansörleri, Delal Arya’nın kaleminden Onur Gülfidan’ın resimleriyle Çınar Yayınları tarafından yayımlanıyor. 

Bir minik not: Dehlizlere açılan kitapları çok sevdiğimi söylemiştim. Başka türden dehlizleri olan kitaplar hakkında yazdıklarımdan ikisini ekliyorum ilgisi için, en eskilerden ve en yenilerden: Lataşiba ve Çarpık Ev. 

Yorum bırakın