Jakob gözlüklü, çilli, biraz da sıska bir oğlan. Ve onu ilk kez, kulağına dayadığı deniz kabuğundan ses gelmeyişine söylenip dururken görüyoruz. Azıcık bilge duruşlu, azıcık da şaşkın bakışlı. Görseniz siz de anlarsınız, Jakob’un başına gelmesi çok muhtelemen bir derdi aynadaki aksinde taşıdığını. Doğru, onu görmeden söylediklerim anlam kazanmadı zihninizde. Biraz daha anlatayım öyleyse onu size…
Okumaya devam et ““Tek Yapman Gereken Onu Kulağına Dayamak Evlat”: Jakob’un Deniz Kabuğu”Etiket: deniz
Yıldızlardan Atlara, Dağlardan Çöllere :Denizi Düşleyen Prenses
Bilirsiniz çöller tenhadır. Ve yine bilirsiniz ki, çöllerde papağan görülmesi neredeyse imkansızdır. Bu nedenle, bir kaktüsün gölgesindeki rengarenk papağan ayrı yönlerden gelip aynı yerde duran ve birbirlerine çok benzeyen iki kıza bakarken “bugün, bu çöl gerçekten de kalabalık!” diyorsa, orada gerçekten ilgi çekici şeyler oluyor demektir. Okumaya devam et “Yıldızlardan Atlara, Dağlardan Çöllere :Denizi Düşleyen Prenses”