Bugün bir ormanda yürüdüm. Ağaçların, çiçeklerin dallarına, tomurcuklarına baktım, kokladım. Güneş yüzümü yaktı bazen. Bugün gülümsedim. Ve böyle çiçekli, kokulu, sıcak geçeceğini tahmin edemediğim bugün, yılın ilk alerji atağını yaşadım. Bir de kitapçıya gittim, bir kitabı sırf adını çok sevdiğim için, bana bugünü hatırlatsın diye aldım. Bir banka oturup art arda üç kez okudum ve çok, çok sevdim Küçük Ayının İlkbaharı’nı.
Okumaya devam et “Yürümek, Büyümek ve Taşlar Üstüne: Küçük Ayının İlkbaharı”Etiket: çocuk edebiyatı
Büyü, Büyü, Büyü! : Minik ama Güçlü
Mini. Mini. Resimli kitaplar hakkında konuşmaya başlamadan önce karakterin adını bir kez daha söylemek aklınızdan geçenleri haritalandırmak için yeterli olabiliyor bazen. Birlikte deneyelim. Mini. Mini. Yaşar ufacık bir evde, mini mini teyzeleriyle. Mini. Mini. Korkar bazen kendi düşlerinden bile.
Okumaya devam et “Büyü, Büyü, Büyü! : Minik ama Güçlü”Rum Tum Tugger İçin Bir Şiir: İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu
Bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına geçmeye karar verdiğim anda Neşve benden hızlı davranıp masadaki yerini aldı. Karar verdiğim anda, evet, henüz hamle yapmamışken. Kendisinin böyle şahane özellikleri vardır. Cümleyi değiştirmek gerek aslında, çünkü kendisinin şahane olmayan bir özelliği yoktur.
Okumaya devam et “Rum Tum Tugger İçin Bir Şiir: İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”Çoktur, Yoktur: Korku Hakkında Bildiğim Her Şey
Dillendirmeye yeni yeni cesaret edebilsem de bir sürü şeyden korkarım ben. Bir sürü farklı şeyden, farklı şiddette. Kimi huzurumu kimi uykularımı kaçırır. Meselâ yükseklik. Tepelerden çekilmiş fotoğraflara bakarken bile soluğumun ritmi değişir. Tavuklarla, horozlarla (ve sıralamaya satır yetmez bir dolu kanatlı, gagalı hayvanla) karşılaşma fikri dahi ellerimi terletir. Düdüklü tencereden, dik merdivenlerden… Karanlıktan bazen, dönme dolaplardan ise her zaman korkarım.
Okumaya devam et “Çoktur, Yoktur: Korku Hakkında Bildiğim Her Şey”Kraliçenin Sofrasında Rengârenk Canavarlarla: Antonio Gibi Biri
Antonio minik bir oğlan. Evde, okulda, sokakta, otobüste, her an her yerde. Öylece durduğu yerde duruyor sanıldığında bile kıpır kıpır. Salondaki sandalyenin altından göz kırparken saniyeler içinde salınmaya başlıyor göklerde. Onun yanında, bunun yöresinde, ana babasının evladı, öğretmeninin öğrencisi; herkesin bir şeyi, kimisinin her şeyi bazen. Ve her daim “göründüğünden çok daha fazlası.” Çünkü küçük bir çocuk o, her ânı yeni bir hikâye.
Okumaya devam et “Kraliçenin Sofrasında Rengârenk Canavarlarla: Antonio Gibi Biri”