Dillendirmeye yeni yeni cesaret edebilsem de bir sürü şeyden korkarım ben. Bir sürü farklı şeyden, farklı şiddette. Kimi huzurumu kimi uykularımı kaçırır. Meselâ yükseklik. Tepelerden çekilmiş fotoğraflara bakarken bile soluğumun ritmi değişir. Tavuklarla, horozlarla (ve sıralamaya satır yetmez bir dolu kanatlı, gagalı hayvanla) karşılaşma fikri dahi ellerimi terletir. Düdüklü tencereden, dik merdivenlerden… Karanlıktan bazen, dönme dolaplardan ise her zaman korkarım.
Okumaya devam et “Çoktur, Yoktur: Korku Hakkında Bildiğim Her Şey”Etiket: bu kitabı çok sevdim
“Girilmez Oda”nın Meyvesi: Hediye Tohum
Kitaplarda, filmlerdeki kimi karakterler çevresindekilerden keskin çizgilerle ayrılır. Okuldadır, sokaktadır; iş yerinde ya da evde… Herkes gülerken o somurtur, hepsi uyumludur da bir o ayrık otudur mesela ya da iyilik elden ele gezerken onun aklı fikri kötülüktedir. Özellikle bu sonuncunun öylece yerden bitmediğini anlatır bize metin, karakterin yapıp ettiklerini artık aklımızın ermediği yerde hooop diye geçmişe ışınlar bizi kurgu.
Okumaya devam et ““Girilmez Oda”nın Meyvesi: Hediye Tohum”Şenlikli Kıvırcık Kumpanyası: Akkuzu Karakuzu
Akkuzu ile Karakuzu’nun maceralarından söz etmeye başlamadan önce ilkokul ödevlerini hatırlamak gerek. “Okuduğunuz hikâyenin kahramanları kimlerdir?” sorusunun cevabını iyice öğrenip devam etmeli yola. Sağ baştan sayıyorum: Akkuzu, Karakuzu, koşturan ironi kuzu Kar, Kar’dan aşağı kalır yanı olmayan kuzu Bulut ve koç Işık.
Okumaya devam et “Şenlikli Kıvırcık Kumpanyası: Akkuzu Karakuzu”Herakles’in Omzunda, Gizlice: İnanılmaz Bir Gecenin Hikâyesi
Hâlâ yapılıyor mu bilmiyorum, bizim zamanımızda (dinozorlar falan sağdı o vakitler) okul gezileri olurdu düzenli. Zaptımızın daha kolay olduğu ilkokul dördüncü sınıftan itibaren iyice çeşitlenirdi geziler. Boydan boya çamura battığım ormanı tanıma ve fidan dikme şenliği de okul gezisi kapsamındaydı, ailem olmadan yaptığım ilk Sultanahmet turum da.
Okumaya devam et “Herakles’in Omzunda, Gizlice: İnanılmaz Bir Gecenin Hikâyesi”Kraliçenin Sofrasında Rengârenk Canavarlarla: Antonio Gibi Biri
Antonio minik bir oğlan. Evde, okulda, sokakta, otobüste, her an her yerde. Öylece durduğu yerde duruyor sanıldığında bile kıpır kıpır. Salondaki sandalyenin altından göz kırparken saniyeler içinde salınmaya başlıyor göklerde. Onun yanında, bunun yöresinde, ana babasının evladı, öğretmeninin öğrencisi; herkesin bir şeyi, kimisinin her şeyi bazen. Ve her daim “göründüğünden çok daha fazlası.” Çünkü küçük bir çocuk o, her ânı yeni bir hikâye.
Okumaya devam et “Kraliçenin Sofrasında Rengârenk Canavarlarla: Antonio Gibi Biri”