“O sabah Feramuş Dede’nin sesi gelmedi yan bahçeden. ‘Şekerlerimi almak isteyen yok mu?’ sorusunu sormadı kimse.” Bu cümleyle başlıyor Yeryüzü Güvercinleri, her sabah günlerinin “şeker gibi parlak” geçmesini dileyen neşe yoldaşı bir yaşlı komşuyu -nicesiyle birlikte- yitirdiğini bilen Leyla’nın yasıyla. Ve Leyla biliyor ki, Feramuş Dede ne ilk ne de son. Ölümün hanelere takvimle gelmediği, kapıyı usulca çalmadığı bir ülkede doğduğunun bilincinde.
Okumaya devam et “Çocuklarını Bulacak Bulutlar Ülkesi: Yeryüzü Güvercinleri”Etiket: okul dönemi kitapları
Mahzenden Taşan Macera:Gaudi’nin Gizemini Çözen İki Kafadar
Her şey sicili pek de temiz sayılamayacak bir antikacının, şehirdeki herkes tarafından tanınan Bayan Amat’a yazılmış eski bir mektuptaki imzayı tanımasıyla başladı. 1925’te atılmış bu imza, Barcelona denince akla gelen görkemli yapıların mimarı Gaudi’ye aitti ve satırlarında Sagrada Familia’daki büyük bir sırrın bahsi geçmiyor olsa bu mektup antikacı için sadece iyi bir satışın konusu olabilirdi.
Okumaya devam et “Mahzenden Taşan Macera:Gaudi’nin Gizemini Çözen İki Kafadar”Ayağına Apartman Düşenler, Kendini Kırmızı Balık Sananlar ve Momolar: Süper Kahramanlar Yüksekten Korkmaz
Her şey yedi yıl evvel başladı. Yedi yıl evvel “Kucak, yoksa ciyak!” günlerinde. Üç basamak ve çekim gücü yüksek kırmızı düğme sahnedeydi. Annesinin “Bu bir mucize!” diyen sesini duyduğunda fark etti olağanüstü güçlerini Maurice Ackerman. Pardon, Süperackerman!
Okumaya devam et “Ayağına Apartman Düşenler, Kendini Kırmızı Balık Sananlar ve Momolar: Süper Kahramanlar Yüksekten Korkmaz”Bilinmeyen Sularda Fantastik Maceralar: Isabella ile Çetesi
Isabella yaz tatilini şehirden uzakta, annesinin eski evinde geçirecekti. Canının bolca sıkıldığı bir köyde, yeni kitabına odaklamaya çalışan babası ve tüm evi elden geçirmeye kararlı görünen annesi ile. Ama Isabella bu durumdan hoşnut değildi ve köpeği Sprey gibi sürekli uyuklamaktan başka şeyler yapmalıydı.
Okumaya devam et “Bilinmeyen Sularda Fantastik Maceralar: Isabella ile Çetesi”
Yıldızlardan Atlara, Dağlardan Çöllere :Denizi Düşleyen Prenses
Bilirsiniz çöller tenhadır. Ve yine bilirsiniz ki, çöllerde papağan görülmesi neredeyse imkansızdır. Bu nedenle, bir kaktüsün gölgesindeki rengarenk papağan ayrı yönlerden gelip aynı yerde duran ve birbirlerine çok benzeyen iki kıza bakarken “bugün, bu çöl gerçekten de kalabalık!” diyorsa, orada gerçekten ilgi çekici şeyler oluyor demektir. Okumaya devam et “Yıldızlardan Atlara, Dağlardan Çöllere :Denizi Düşleyen Prenses”