Birer Numune Alalım Lütfen: Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi

Miyopluğun nasıl büyük bir bela olduğunu çeken iyi bilir.  Gözlüksüz dünyanın geniş bir sis bulutu olmak dışında bir tarifi yoktur bizim için.  Sabah takılıp akşam çıkarılan gözlüklere iyice alışınca onsuz yaşayamaz hale gelirsiniz, gözlüklerinizi takmadığınız gün burnunuzun ucunu bile göremediğinizi düşünürsünüz. Hele de ezberiniz dışında bir gün geçiriyorsanız trafik yön tabelalarının doğruluğunu havaya zıplayarak kontrol eder, binmeniz gereken otobüste olduğunuzu bilseniz dahi bir de şoföre danışırsınız.

Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi

Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi

Bulanıklık midenizi kaldırır, basbayağı berbat bir gün geçirirsiniz. En azından bende böyle olur, gözlüksüz olmanın beni savunmasızlaştırdığı düşündüğümden olsa gerek sürekli gardımı alarak yaşarım o günü. Soğuk günlerde adım attığınız her kapalı mekanda gözlük bezini bulana kadar bulutlarda hissedersiniz kendinizi; aynı saçmalık yemek pişirirken, ütü yaparken de gerçekleşir biraz da sakarsanız ellerinizi yakmanız mümkündür. Velhasılıkelam miyopluğun biraz zor olduğunu düşünürüm. Haklıyım da. Günün birinde gelip biri  kafanızın ortasına ediverse ve siz onun kim olduğunu göremeseniz ne hissederdiniz? Köstebek de şu an aklınızdan geçenleri hissetti işte. Çok öfkelendi. Çok ama. Kararlıydı, bulacaktı kafasına edeni. Suçluyu açığa çıkaracak biricik kanıtı, intikam nişanesi gibi taşıyıp kafasında daldı ormana. Köstebek’in kafasına konuverince havalı bir saç modeline dönüşen bu kanıtla ilgili bildiklerimiz şunlar: Yuvarlak, kahverengi ve sosise benziyor. Herkese tek tek sordu Köstebek, “kafama eden sen misin?” diye. İlk olarak bu soruya hayli alınan güvercine. Güvercinin masumluğunu ispatlamak için yere bırakıverdiği numune beyaz ve sıvıydı, Köstebek’in kafasındaki kanıtla uyuşmadığından yoluna devam etti. Ata sordu bu kez aynı soruyu. Köstebek’i derin bir hayranlığa sürükleyen numuneleri yere bırakırken şöyle dedi at: “Ben mi? Yoo. O nasıl soru öyle, bak benimki böyle.” Bunlar iri ve dolgun beş at gübresiydi ve Köstebek’in kafasındaki kanıtla uyuşmuyordu.

"...gübrelere derin bir hayranlıkla baktı"

“…gübrelere derin bir hayranlıkla baktı”

Aynı soru bu kez tavşana soruldu ve diğerlerinin verdiği yanıt alındı; küçük misket tanelerinden kaçışılırken. Yılmadı Köstebek, keçinin yanında aldı soluğu. Boğaz pastili rengindeki yumrucuklar Köstebek’in pek hoşuna gitmişti ama kafasına edeni hala bulamamıştı ve yoluna devam etti. İneğe sordu günün sorusunu. İnekten yere doğru inen numune öylesine ilginçti ki, kafasındakinin sahibinin o olmadığına çok sevindi Köstebek. İneğin bacaklarının arkasına saklanarak baktığı şey, yeşilli kahveli büyük bir krep hamuruna benziyordu ona göre.  Kanıtın sahibi inek değildi, peki ya domuz olabilir miydi?  Aynı soru soruldu, aynı yanıt alındı. Çime düşen ufak, yumuşak öbeğin kokusundan burunlar tıkandı. Miyop Köstebek, gördüğü her “şey”e aynı soruyu sorduğu için tam hazırlanmıştı ki kendini, bu kez bir numunenin (ata ait olabilirler) üzerinde yemek yiyen karasineklerle karşılaştı. Kafasındaki nişanenin kaynağını bilse bilse bu arkadaşlar bilirdi. Haklı da çıktı, sinekler numuneyi iyice tetkik ettikten sonra suçluyu bildirdiler: Şüpheli, şüphesiz ki bir köpekti. Nihayet kafasını temizleyen Köstebek yüzünde “bittin o’lum sen” sırıtışıyla bekçi köpeği Karabaş’ın kulübesinin tepesinde aldı soluğu. Küçücük siyah bir top iniverdi Kocabaş’ın kafasına. Öylesine küçüktü ki, köpek farkına bile varmadı olanın ama olsun Köstebek’in gönlü ferahtı artık, toprağa girdi neşeyle.

Kanıt tetkik edilirken...

Kanıt tetkik edilirken…

Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi çok bilinen bir kitap. Çok seveni, pek çok da nefret edeni var anladığım kadarıyla. Hayatında okuduğu en samimi kitap olduğunu düşünen de var, gereksizliğiyle midesini bulandırdığını haykıran da. Ben çok sevenlerdenim . Öncelikle kitapla ilgili en sık dile getirilen eleştiriye yanıt vereyim: Evet, bence gerekli bir kitap. Konusu kaka, dışkı -ya da her ne diyorsanız siz aranızda- olan bir kitap okumanın nesi ters? Çocuğa yediklerinin sindirim sisteminden sonra boşaltım sisteminin konuğu olduğunu anlatıyorsunuz… (Umarım anlatıyorsunuz. Çocuğunun kalabalıkta tuvalete gitmek istediğini söylemesini utanç vesikası sayan ebeveynler var çünkü. Yemek ayıp değil de çıkarması rezalet öyle mi?!) Çocuk kendi ettiğini tanıyorsa, tıpkı kendisi gibi diğer canlıların da yediklerini çıkardığını bilmesinin nesi yanlış? Bence yanlış değil, hiç sakıncası yok açıkçası. Kocaman bir inekle, minicik bir tavşanın dışkılarının farkını bilsin, kaba taslak bir fikri olsun bu konuda. Çocuğun her yetişkinden farklı tepkiler aldığı,  utansa mı utanmasa mı bilemediği , tıpkı “ben nereden geldim?” sorusu gibi kıvrandıran bir mesele bu. Bu mesele üzerine konuşmanın bir sınırı olmalı mı; dilediğince sorup, konuşabilececeği bir başlık mı onun için? Ben çocuk aklının özgürlüğü karşısında şapka çıkaranlardanım. Bu mesele de dilediği gibi konuşup, sorabileceği bir başlıktır haliyle. Bu kadar zorlaştırılmış bir meseleyi böylesi keyifli bir hikayeden okumanın ne zararı olabilir? Hiçbir kitap çocuğu gökten yere fırlamaz tek başına; haliyle ineğin dışkısını öğrenmek de bir çocuğu gereksiz bilgiler öğrenen, ayıp şeyleri yerli yersiz dillendiren, dışkı, gübre diyen “pis” bir çocuk yapmaz. Çocuğa kakadan bahsetmenin ayıp ya da mide bulandırıcı olduğunu düşünmenin, bununla ilgili bir kitap okumanın; çocuk sorularına sağlıklı yanıtlar verememekten çok daha derin, ebeveyne dair  bir problem olduğunu düşünüyorum. Bir de kafasına edeni bulmaya çalışıp aynı şeyi ona yapması konusundaki eleştiri var ki, bu bence diğer başlıktan çok daha mühim bir konu. İntikam alma, hoşlanmadığı bir davranışa aynı tavırla cevap verme konularının,diğer tüm konularda olduğu gibi, kitaba özel olarak değerlendirilmesi ve doğru ya da yanlış görülen üzerine konuşulması gerektiğini düşünüyorum.  Bir kitaptan edindiklerine yön veren günlük hayatta şahit olduğu davranışlardır, biziz. Nasıl intikam almadan soluksuz kalan, öç tutkunu bir birey olmasını pompalamıyorsak; her yapılanı affeden, karşısındakinin hata yaptığını tesadüfen anlamasını bekleyen bir birey olmasını gerektiğini de anlatmamak gerek bence. Herşeyi kararında, hayattan, hayat gibi anlatmak yani.

Konuyu fazla dağıtmadan diyorum ki ; Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi harika resimlere sahip bir kitap. Eleştirileri çocuklar üzerinden değerlendirsem de çocuk kitabı demediğimi fark etmişsinizdir, kesinlikle yaşsız bir kitap elimizdeki. Bol kahkahalı bir hikayeye çok keyifli resimler eşlik etmiş. Özellikle Köstebek’in o meşhur soruyu sorduğu andaki  hışmını, yanıtın boyutuna göre değişen ifadelerini görmelisiniz ; atınki karşısındaki hayranlığı, tavşanınki karşısındaki küçümsemeyi, keçininki karşısındaki hoşnut halini… Katı terbiye tutkunlarını, konunun gerekliliğini sorgulama komiserlerlerini boşverin siz çok gülecek, çok eğlenecek, çok öğreneceksiniz.

Werner Holzwarth tarafından yazılan Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi Wolf Erlbruch tarafından resimlenmiş. Bahar Siber tarafından çevrilen kitap İletişim Yayınları’nda.

Kitabın Xiltê Biçûk ê ku Dixwest Bizanibe ka kê bir ser Serê Wî de Kiriye ismiyle Kürtçe baskısı da mevcut.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s