Diktatör’ün boyu bacak kadar, bıyığı takma… Diktatör’ün bakışı haşin, sesi hiddetli… Oyuncakları bile korkutup sindirmeye yeter öfkesi… Sevmekte pek gönlü yok, sevilmekte de elbet… Diktatör’ün emrinde insanlar, korkarak onu kızdırmaktan, fır dönüyorlar etrafında. İstediği burnunun dibinde bitmeli anında yoksa çekeceği var dünyanın onun elinden. Çünkü “bir adam diktatörse diktatördür”. Okumaya devam et “Teslim Ol, Milyonlarca Polisim Var Diyen Küçük Adam: Diktatör”
Yazar: Işıl Kızılırmak
Derken Gülümseme Yüzden Yüze: Doni ve Arkadaşları
Çocukken arkadaş edinme konusu sıkıntılıydı benim için. Arkadaş olarak seçilme hususunda etrafımdakilerin hepsinden çok daha şanslıydım, biliyorum. Şartlar gereği herkesin arkadaş olmak istediği kızdım, hele okulun ilk yıllarında. Arkadaşım olmak için uzatılan ellere yanıt verir ama çekingenliğim yüzünden gerçek bir arkadaşlık edinemez, kıvranır dururdum. Yıllar beni hiç değiştirmedi, hala insanlarla tanışma faslı zorludur; kendim olabilmem zaman alır, çoğunlukla da olamam. Çok insanla tanış olmayı, konuşabilmeyi önemser ama az arkadaşlı olmayı tercih ederim. Bilmem, belki de bu yüzdendir yüzümün sıkça asılıyor olması. Bu kanıya nereden mi vardım? Doni’den. Okumaya devam et “Derken Gülümseme Yüzden Yüze: Doni ve Arkadaşları”
Hayal Gücüne Sınır Çizenler Giremez: Rüzgârın Üzerindeki Şehir
Her gün öncekinin aynı, okuldan eve evden okula mı? Market orada, berber şurada mı? Durakta, otobüste hep aynı yüzlerle mi karşılaşıyorsunuz? Aynı teyze mi o camdan bakan? Köşeden el sallayarak gelen de her sabah aynı noktada karşılaştığın çocukluk arkadaşın mı? Üst komşunuz, alt komşunuz ve hatta köşedeki kedi bile hep aynı mı? Çok renksiz buralar, beklenmedik bir şeyler olsa da mahalle bir sallansa mı, diyorsun? Nasıl mı olacak o iş? Uzay gemisi inemeyeceğine göre…
Okumaya devam et “Hayal Gücüne Sınır Çizenler Giremez: Rüzgârın Üzerindeki Şehir”
Neşesini Aramaktan Vazgeçmeyenlere: Zeynep’in Oyuncakları
Bir süredir dert yumağı gibi yaşıyordum. Çok da dert edilmeyecek onlarca şeyi büyüttükçe büyütüyor, birazına de bizzat ellerimle çizdiğim kocaman bir çemberin içinde biteviye koşuyordum. Ne kitaplarım, ne mis gibi bahar kokusu, ne de kalk borusu öttüren güney güneşi; kocaman bir kahkaha atıp o çemberi kırmama yardım etmiyordu. Okumaya devam et “Neşesini Aramaktan Vazgeçmeyenlere: Zeynep’in Oyuncakları”
Çok Uzun Yollardan Geldik Bu Yere: İnsanın Evrimi
Biraz başınız ağrıyor, hafif de ateş var. Doktora gittiniz, iyileşmenizi sağlayacak ilaçlar aldınız. Sizi tehlikelerden koruyacak bir eviniz var, orada dinlenebilirsiniz. Yatağınız eskisi kadar rahat değil, fırsat olduğunda değiştirmeyi düşünebilirsiniz. Belki size kendini sevdirmek için etrafınızda dönüp duran bir köpeğiniz var. Bir yakınınız size yiyecekler hazırlamış. Hastalığa rağmen gayet keyifili bir tablo gibi. Durun bakalım, bu kadar basit değil. O korunaklı evde barınmayı da, besinleri işlemeyi de, köpeği evcilleştirmeyi de birinin aklına borçlusunuz. Kim mi? Tanırsınız bence, biraz uzak bir akrabamız: İlk İnsan. Okumaya devam et “Çok Uzun Yollardan Geldik Bu Yere: İnsanın Evrimi”